Hata
  • XML Parsing Error at 1:192. Error 4: not well-formed (invalid token)
Bülent Aldede tarafından yazıldı.
Yazdır

 

Daha konuşmamın başında sorunun varlığına dair söyleyeceğim söz şudur: Dünya Kadınlar Günü yada daha doğrusu Dünya Emekçi Kadınlar Günü adı altında bir günün olması, orada var olan bir soruna işarettir. Burada söz konusu olan sorun, özelde kadın, genelde bir insanlık sorunudur. Bütün diğer olmazsa olmazları bir yana bırakıp, yalnızca istatistik değerlere göre konuşsak bile dünya nüfusunun aşağı yukarı yarısı kadındır; sadece bu yönüyle bile kadına karşı zulmün olduğu bir dünyada, insanlığın mutluluğundan söz etmek abesle iştigaldir.

                Şahsım adına, çok konuşup hiçbir şey söylememektense, az konuşup çok şey söylemeyi her zaman tercih etmişimdir; çünkü birincisi bunaltır ve başağrısına sebebiyet verir, oysa ikincisi lezzet verir ve kişiye katkı sunar. Onun için 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edilmesine giden yoldaki gelişmelere kısaca değinip peşinden alevilikte kadının yerine dair naçizane birkaç söz söyleyecek ve sorunun çözümüne dair birkaç öneriyle sözlerimi bitireceğim.

                8 Mart 1857 tarihinde New York’taki bir tekstil fabrikasında, ki o zamanlar da Amerika Birleşik Devletleri kapitalizm adına her yolu mübah sayardı, aynı bugün olduğu gibi, tekstil işçileri daha iyi çalışma koşullarının sağlanabilmesi için greve başladılar. Bu greve tahammülü olmayan ABD ve onun polisi işçilere saldırdı ve işçileri fabrikaya kitledi. Peşinden çık(artıl)an yangında, büyük çoğunluğu kadın olmak üzere, 129 işçi öldürüldü. Çeşitli başka olay ve tarihlerle bağıntı sağlanmaya çalışılsa da, Alman Sosyal Demokratı Clara Zetkin’in 27 Ağustos 1910 tarihinde önerdiği ve oy birliğiyle kabul edilen Uluslararası Kadınlar Günü  (Internationaler Frauentag)  artık ortak bir tarih kabul edilen her yılın 8 Martında kutlanmaktadır. 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”nü resmi olarak kabul etmiştir. Ancak türkçe Vikipedia’ya göre Birleşmiş Milletler’in sitesinde 8 Mart’ın New York’ta katledilen tekstil işçileriyle olan bağıntısına değinilmemiştir, ki bu, bana göre Birleşmiş  Milletler’in ABD emperyalizmi yanında durmak adına ortaya koyduğu bir iki yüzlülüktür.

Alevilikte Kadının Yeri:

Bir defa alevi inancında yolun hemen başında zaten kadın vardır. Muhammed Mustafa’nın eşi Hatice’tül Kübra,  daha Muhammed Mustafa ile evlenmeden önce de ekonomik bağımsızlığı olan, saygınlığı ve edebiyle örnek bir kişilik sergileyen ulu bir kadındır. Daha sonra onun ve Peygamber’in tek kızı olan Fatima’tül Zöhre** yine  bu inancın başıdır. Hz. Muhammed’in, kızları Fatime’nin geldiği vakit önlerinden ayağa kalktığı, ona büyük bir sevgi ve saygı gösterdiği, sadece alevilerin değil, sünnilerin kaynaklarında da mevcuttur. Ve yine inanç ulularımızdan oniki imamların onbiri Fatime’tül Zöhre’den dolayı Peygamber’in torunlarıdırlar ve yine Peygamber’in soyu Fatime’tül Zöhre’den yürümüştür. Ancak bu duruma dayanarak alevilikte kadın ön plana çıkarılmıştır iddiası doğru olmaz. Çünkü alevilikte kadın erkek ayrımı yapılmadan insan önplana çıkarılmıştır ki, bana göre de doğru duruş budur.

Kadını hor gören, kadını dışlayan, kadını yaşamda ikincil duruma düşüren ve hatta büyük şair Nazım Hikmet’in dediği gibi “... ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ...” gibi anlayışlar alevilikte hiçbir zaman barınak bulamamışlardır.

İsterseniz bir an için herşeyi unutun! 13. Y.y.ın ortalarını düşünün. 13. Y.y.da dünyanın herhangi bir yerini düşünün. Mesela Avrupa’yı yada gelişmiş denilen dünyanın herhangi başka bir yerini düşünün! O tarihlerde oralarda kadınlar için günlük yaşamın nasıl olduğunu, nasıl olabileceğini düşünün! Ve bunları düşündüğünüzde göreceksiniz ki, o zamanlar ve daha dün denilebilecek bir tarihe kadarki süreç de dahil olmak üzere, kadınlar için dünyanın hemen hemen heryerinde, karanlığın en zifirisinin yaşandığı dönemlerdi. İşte öylesi bir zamanda, Osmanlı beyliğinin daha adının duyulmadığı, Anadolu Selçuklu Devleti’nin zulmüne batmaya başladığı o dönemlerde, Sulucakarahöyük’te Hünkar Hacı Bektaş Veli yobaz din tüccarlarına karşı şunları söylüyordu:

                                Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde

                                Hak’kın yarattığı herşey yerli yerinde

                                Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok

                                Noksanlıkla yanlışlık senin görüşlerinde

Ve yine aynı Evliya “Erkek aslan aslandır da, dişi aslan aslan değil mi?” diyerek, kadın erkek ayrımı yapmadan, insana vurgu yapmıştır, bunu bu şekilde dile getirmiştir. Ve yaşadığı 13. Y.y.da, yani dünyanın birçok yerinin kadın cinsine zulmü ve zifiri karanlığı reva gördüğü, kadının her türlü zulmü yaşadığı bir çağda bunu dile getirmiş, “kadınlarınızı okutunuz” demeyi de ihmal etmemiştir. Bu insanlığa yakışır durum, bu bakış açısı, inançta da yerini her zaman bulmuş, ta miraçtaki kırklar ceminden beri inançta ibadet kadın ve erkek ayrımı yapmadan, kardeşler ve bacılar olmak üzere, ki hepsinin toplamına “canlar” denir, birlikte yürütülmüştür. Hünkar Hacı Bektaş Veli döneminde Bacıyanı Rum denen örgütlenme biçimi bile kadının o dönemdeki yaşama aktiv katılımının bir göstergesidir. Ve Hünkar’dan sonra muhtemelen posta oturan Kadıncık Ana ise bu konuda oldukça çarpıcı bir örnektir.

“Alevilikte Kadının Yeri”ne gerek inanç ritüelleri açısından bakıldığında, gerek tarihte yaşamış alevi kadın ozanlar, yada buna benzer önplana çıkan kişilikler açısından bakıldığında, ayrıntılarıyla yazıldığında bu konuda uzun uzun sayfalar dolusu yazılar, kitaplar yazmak ta mümkün. Çünkü konu geniş ve tarihsel temelleri alevilik açısından bakıldığında da oldukça derin bir konudur. Onun için bazı önemli ayrıntılara değinmekle yetineceğim.

- Alevilerde kadın boşamak, öyle diğer mezhep ve dinlerdeki kadar kolay bir durum değildir. Öncelikle bu eşini boşayan erkek için, “düşkün ilan edilmek” gibi, ağır bir ceza ile karşı karşıya kalma durumu demektir. Boşanmak, kişinin özellikle çok sağlam ve inanılır sebeplerinin olmasını gerektirir.

- Alevilerde çok evlilik doğru karşılanmaz! Onlar da Hz. Ali’de olduğu gibi tek evlilikten yanadırlar ve bunu genellikle toplumlarında yaşama geçirmişlerdir. Ancak buna rağmen çok eşliliğin olduğu durumlar da vardır. Fakat bunda bile geçerli sebeplerin olması gerekir ve ilk eşin rızasının olması da şarttır. Tabi bu bahsettiğimiz durum, artık günümüzde geçerliliğini yitirmiş, en son yirmi yada otuz yıl evvel, belki de daha önceleri yaşanabilen bir durumdu.

- Alevilerde yaşanan Ahiret Kardeşliği yani Müsahiplik, müsahip olmak isteyen çiftlerin evli olmasını gerektirir. Bu, kadının bu noktada söz sahibi olması anlamına gelir. Çünkü müsahip olan canlar iki erkek değil; iki kardeş iki bacı, yani dört candır.

 - Alevilerdeki semah da bunun için ilginç bir örnektir. Bazı yörelerde dört kişi, bazı yörelerde dörtten de fazla, örneğin biz Sinemillilerde olduğu gibi bazı yörelerde de iki kişi ile dönülen semahlarda, semaha kalkan pervaneler, hiçbir zaman kadın yada erkek olarak ayırt edilmez. Bunlar iki erkek yada bir erkek bir kadın olabileceği gibi, sadece kadınlardan da oluşabilir. Mesela mevlevilerden ayrılan önemli bir farkımız da, onlardaki semalarda sadece erkekler varken, bizdeki semahlarda kadın erkek ayrımının olmamasıdır.

Bu noktada önemli bir ayrıntıya vurgu yapmak istiyorum: Hak’ka teslim olmak adına yapılan ibadetlerde, ki amaç Hak’ka yükselmeye, miraç olmaya çabalamaktır, ne kadın vardır, ne de erkek. Orada bulunanlara canlar denir, orada sadece ve sadece insan vardır ve insan, kadınıyla erkeğiyle bir bütündür. 

Bugün dünyada özellikle kadınların, altında ezildiği bir zulüm hala yaşanmaktadır. Bunun içindir ki hala 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü önemli bir gündür. Bu zulüm olduğu sürece de önemli olmaya devam edecektir, önemli olmaya devam etmelidir de ayrıca!!!

İnsan olan kişi durduğu yer ne olursa olsun, hangi inanca, yada hangi millete mensup olursa olsun, eğer içinde dürüst bir kişilik ve adalete dair bir vicdan taşıyorsa, nerden gelirse gelsin zulmün her türlüsüne, her yerde karşı olmalıdır. Daha özgür, daha mutlu ve insana yaraşır bir yaşamdan yana olmalıdır. Bu da ancak bunu bütün insanlar için istemekle mümkündür. Hz. Peygamber insanlara, özellikle de müminlere zulme karşı direnmeyi özellikle öğütlemiştir. “Zulme karşı direnin. Yapabiliyorsanız bedeninizle direnin. Bedeninizle direnemiyorsanız dilinizle direnin. Eğer onu da yapamıyorsanız kalbinizle direnin!” demiştir. Bugün insanlığın başına bela olan bu global zulmün asıl sebebi, ona sessiz kalarak destek sunan ve onu başlangıçta zulüm olarak gördüğü halde, bedeniyle ve diliyle direnemeyeceğini bildiği için, zamanla o zulmü haklı görmeye başalayan sessiz kalan kalpler veya körelmiş vicdanlardır.

Madalyonun bir de öteki yüzü vardır. Özgürlük ve onun türevi olan evrensel haklar, bilinç olmadan kullanılamaz. Özgürlükle başı boşluk arasında ince bir çizgi, fakat önemli bir fark vardır. İkisi yan yana durur. Bu farkı bilemeyen kişi, serseriler gibi bir  o yana bir bu yana dolaşır durur. Oysa bilnçli insan nerde gezmesi gerektiğini çok iyi bilir. Günümüzde de bu anlamda kadın malesef özgürlük adı altında, adeta kendi rızasıyla modern köle haline getirilebiliyor. Dünya bunun örnekleriyle dolu. Bu konuda kadının en çok kullanıldığı alan cinsellik alanıdır. Bu anlamda kadın, yuvaya alıştırılmış korkak kuş misali özgürlüklere uçamamaktadır. Çünkü dünyadaki zulüm mekanizmaları ince psikolojik oyunlarla, kadının gerçek anlamda özgürleşmesi için gereken bilinçlenmeyi, kendi elleriyle geri itmesini sağlamaktadır. Onu, daha çok, materyali az, şatafatlı, çıplaklık oranı yüksek, dekoltelerin oldukça derin, insana dair değerlerin oldukça sığ yada hiç olmadığı ve her nedense yüreksiz köleleşmiş erkeklerin olmayan yüreklerini hoplatan, podyumlara çıkan yada o podyumlara çıkmış olanlara özenen birer cinsel nesne haline getirmektedir. Ancak bu doymak bilmeyen emperyalist sistemler, ucunda para olmayan işlere dönüp bakmazlar bile. Cinsellik emperyalizmin en çok beslendiği kaynaklardan biridir. Bu anlamda emperyalizmle mücadele etmeden kadının kurtuluşundan bahsetmek, yalan söylemektir! Bir taraftan karaçarşaflara mahkum edilen köle kadınlar, öbür taraftan kendini özgür sanan, emperyalizmin cinsel objesi haline getirilmiş kadınlar; ikisi de köleliktir ve her ne kadar zıt da görünse aynı amaca hizmet eder.

Bana göre dava insanlık davasıdır. Ezilen kadın, ezilen erkek varsa, hem de nerde olursa olsun, dava insanlık davasıdır. Sorunun çözümü de insanın elindedir. Ama malesef insanlar hala büyük oranda kötüdürler, egoisttirler, zalimdirler ve malesef çıkarlarına göre davranmaktadırlar; küçücük bir çıkar için, gözünü kırpmadan koca değerlere saldırabilmektedir. Ama ümidim var; birgün iyilerin sayısı daha çok olacaktır.

12 Mayıs 1820’de Toscana’da doğan ve 13 Ağustos 1910’da  Londra’da vefat eden, hemşirelik yada hasta bakcılık mesleğinin anası sayılan Florence Nightingale ingilizlerin de katıldığı kırım savaşı dolayısıyla tıbbi ilaç ve araçlarla beraber, yanında 38 hemşire olmakla birlikte  İstanbul’a gitmiş, özellikle de hijyene verdiği önem, ki o zaman birçok asker yaralandıktan sonra, yaralarda meydana gelen salgın v.b. enfeksyonal hastalıklardan ölmüştü, isim yapmış, “yaralıların meleği” diye ün salmış ve daha sonra Londra’da Hemşirelik eğitimi veren bir okul açmıştır. Florence Nightingale’in, bir amaca hizmet edilmek isteniyorsa, ona vurgu yapılması, onun zıttı yada tersi olan şeye vurgu yapılmaması gerektiğine dair şu sözleri dikkate değer güzel sözlerdir: “Eğer savaşa karşı bir eylem yaparsanız lütfen beni çağırmayın,katılmam. Ama barış için bir eylem yaparsanız beni çağırın, katılırım.” Bunlar değerli güzel sözlerdir. Eğer biz de bir amaca hizmet etmek istiyorsak, o amaca vurgu yapmalıyız. Bana göre de “köleliği bitireceğiz” yerine, “özgürlükleri çoğaltacağız” demek daha güzel.

Sözlerime son vermeden önce, hepinizden özür dileyerek sizlere çok çarpıcı, küçük ve gözden kaçan bir ayrıntıdan bahsetmek istiyorum:

Hani çağdaş olup kadın erkek eşitliğinden bahsediyoruz ya...

Hani kadın ve erkek eşitliğinin yılmaz birer erkek savunucusuyuz ya...

Hani bunları heryerde her zaman savunuruz ya...

Bunlar öyle pek doğru değil!!! Aslında kafasında en azından değer olarak kadını kendisiyle eşit görmesi bir erkek için, öyle pek söz konusu değildir: Herşeyi bir tarafa bırakıp şu küçük ayrıntıyı bile hatırlasak bu gerçek kendisini gösterir: Cinsel organını küfür aracı olarak kullanan bir erkeğin, kadın erkek eşitliğini en azından kendi benliğinde yaşatması, bilincinde vicdanında buna inanıyor olması bence mümkün değildir.

Kadın ve Erkeğin insan olarak özgürce yaşayabildiği bir dünya özlemiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bülent Aldede

11 Mart 2012 Menden(Sauerland)

(*)11 Mart 2012 Tarihinde Menden (Sauerland) ve Çevresi Alevi Derneği’nde “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” için düzenlenen etkinlikte yaptığım kanuşmanın metnidir.

(**) Rukiye ve Ummül Gülsüm’ün Peygamber’in öz kızları olmadıklarına/olamayacaklarına dair A. Gölpınarlı’nın “12 İmam”, “Emirel Müminin Ali Bin Ebu Talib” ve “Şiilik” isimli eserlerine bakılabilir.

AddThis Social Bookmark Button

Ağcaşarda Su Bulundu

Araştırmalar

Kızılbaş kültürüne baskı ve dil yasağı
Dersim’de Zazakî/ Dimilkî lehçesinde konuşan Kızıl »
Alevi katliamları ve Şahmeran
Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak’ın Özge Yayınları »
Nurhak Hakkında Bilgiler
Nurhak, K.Maraş ilinin en uzak ilçesidir.   & »
Kürtler Hakkında Bilgiler
  Kürtler (Kürtçe: tekil. Kurd کورد, çoğul. »
Sinemilli Aşireti
    Sinemilliler:Bir Alevi Ocağı ve Aşir »
Bir Kürt Alevi Aşireti: Sinemilliler
Alevi/Sinemilli Ocağı çalışma grubu olarak, Boğaziç »
Sinemilli Şivesi
Foto: Büyük Tacım Dede ve Eşi Kürtçe'nin Kurmanci L »

Ağcaşar Köyü

Hava Durumu

An error occured during parsing XML data. Please try again.

Hakkımızda

17.01.2010  tarihinde yayın hayatına başlayan sitemiz , birlik ve beraberliği geliştirmeyi hedeflemektedir. Köyümüz ve aşiretimiz ile ilgili bilgileri genç kuşaklara aktarmayı hedefler.

 Ayrıca köyümüzden çıkıp güzel bir dünya, vatan yaratma mücadelesinde ölümsüzleşen insanlarımızın anılarına sadık kalmayı hedefler.Bu site resmi olarak ya da dolaylı olarak tüm Ağcaşarlılar adına hareket ettiği iddiasını taşımamaktadır.

Bu site ticari bir kaygı gütmez. Tamamıyla gönüllülük temelinde bir işleyişe sahiptir...